“Gülerek, eğlenerek ama ciddiyeti de elden bırakmayarak harika işler çıkartılabilir”

Didem Tınarlıoğlu – Direm Fikir Atölyesi Eğitim ve Danışmanlık Hizmetleri’nin Kurucusu

Didem Tınarlıoğlu’nu tanıyabilir miyiz?

Yaklaşık 25 yıl kadar mağazacılık alanlarında markalaşmış firmalarda, dört kişi ve üzeri ekiplerin yöneticiliği pozisyonlarında çalıştıktan sonra, ülkemizde hızla ilerleyen perakende ve hizmet sektörüne daha fazla destek vermek, bu gelişimin içinde daha fazla sorumluluk alabilmek için 2015 yılında kapsamlı bir eğitim ve danışmanlık şirketi olan Direm Fikir Atölyesini kurdum. Fikir Atölyesi, 2014 yılında en son çalıştığım şirkette yaptığım ve başarılı sonuçları olan bir projenin adıydı. Üretmeyi özellikle düşünce ile fikrin farklı şeyler olduğuna daima inanmış ve bunu her daim uygulamaya çabalayan, sorunun olduğu her yerde çözümü bulan ilk kişi olmaktan daima haz alan, tuhaf oranda tutkulu arayışı olan biriyim. Çok zeki, akıllı, aşırı kültürlü vb meziyetlerde hiç iddiam olmadığı gibi, hatta çoğu zaman kendimi yetersiz bile bulduğum olur ama çalışkanlığım ve sonuç odaklılığım konusunda mütevazi olmamalıyım sanırım. Özellikle eğitim vermekten yani bilgilerimi paylaşmaktan muazzam zevk alıyorum. Eğlenerek öğretiyor ve kendim de çok eğlendiğim bir işe sahip olmanın mutluluğunu ve şükrünü yaşıyorum.

Şirketimin yönetimi ve eğitimlerimin dışında uluslararası bir organizasyonda, iş sahiplerinin yer aldığı bir iş geliştirme platformunda danışman direktörlük görevini de eş zamanlı olarak yürütmekteyim.
Bu yıl üniversiteye başlayan bir kızım var. Geçmiş yıllarda yoğun iş tempom nedeni ile fazla zaman ayıramadığım kızıma şimdilerde her bulduğum boş vakti birlikte değerlendirerek aradaki açığı kapatmaya çalışan bir anneyim diyebilirim.

Direm Fikir Atölyesi hizmet alanları nelerdir?

Direm Fikir Atölyesi; Kurumsal Eğitim, Yönetim Danışmanlığı, Marka İtibar Yönetimi ve İnsan Kaynakları Danışmanlığını kendi bünyesinde hizmet olarak sunarken, Proje Ortakları ile de Assessment, Kurumsal Video Çekimi ile Kurumsal Grafik Tasarımı hizmetleri sunmaktadır.

Kurumlar en çok hangi alanda hizmet almak istiyorlar?

Ağırlıkta kurumsal eğitimler alanında hizmet almak istiyorlar. Eğitim konuları olarak; “iletişim, satış becerileri, ekip ruhu, perakende matematiği ve hizmette iz bırakma” en çok ilgi gören ve uyguladığımız eğitimlerdir. Özellikle oyunlaştırılmış eğitimlerimiz fazlasıyla ses getiriyor. Eğitimlerimizi deneyimlemiş firmalarla farklı konularda devamlı ve uzun süreli eğitim programları uygulamaktayız. Bu konuda sektörde gerçekten fark yarattığımızı söyleyebilirim. Çünkü en büyük fark özgünleştirilmiş modüllerle firmalara özel eğitimler sunabilmeyi başarıyoruz. Hizmetimizi burada kısaca anlatmak gerçekten zor. O yüzden bunu merak eden veya emin olamayan firmalara küçük uygulamaları ücretsiz ve/veya minimum maliyet yansıması ile yapıyoruz. Sonuç her defasında devamını sürdürmek kararı ile sonuçlanıyor.

Ayrıca en önemli referansımız da, Direm Fikir Atölyesi ISO 9001- Kalite Yönetimi ve ISO 10002 Müşteri Memnuniyeti Yönetim Sistemi sertifikalarını alabilmiş nadir eğitim ve danışmanlık şirketlerinden biridir.

Kurumların En Büyük Eksiği “Anlaşılamamak”

Kurumların en çok hangi konuda eksik olduğunu gözlemlediniz? Bu eksik için kurumlara neler öneriyorsunuz?

Türkiye’de kurumsal olma konusunda büyük bir çaba var ama kavramın içini dolduramamak gibi bir durum var. Kurumsal olmak maalesef doğru pozisyonları oluşturmak sonra da o pozisyonları doldurmakla olmuyor. Birçok büyük şirkette bile kişi odaklı uygulamalara sıklıkla rastlıyoruz. Kurumsal olmak aslında süreçlerin doğru yönetilmesi ve kişiden bağımsız bir yapı kurmak demek. Bu konuda daha çok yürüyecek yolumuz var gibi duruyor.
Anlaşılamamak, ilginç bir sorun. Sanırım biraz coğrafyayla da ilgili. Özellikle astların üstünü dinlememe, dinlese bile anlamama gibi bir sorunu var. Kısa sürede çözülmesi gereken meseleler firmanın en büyük sorunu sonrasında da zaman ve para kaybı haline gelebiliyor.

Belki de çağın en hızlı gelişen konusu iletişim ve iletişim teknolojileri ancak birimler arasındaki iletişim kopukluğu çok büyük sorunlara yol açabiliyor. Bazen masanın başına farklı departmanlardan farklı kişilerin oturması gerekiyor ama ortak bir dil konuşmaları ve anlaşmaları çok zor oluyor. Bu da işletmenin paralize olmasına yol açıyor.

Karşımıza çıkan bir diğer sorun ise yetki sıkıntısı. Bir diğer deyişle inisiyatif alamama, sorunları kanıksama ve rutinleşen bir süreçten bahsediyorum aslında. Ülkemizde çok ciddi bir yetki kullanma sıkıntısı var. Bazen yetkiyi sınırsızca ve yanlış kullanan yöneticilere rastlıyoruz. Bazen de en ufak bir satın almayı 7 imzadan geçirmeye çalışanlara… Bu da süreç yönetiminin bir parçası aslında.

Biz genel olarak ciddiyetle keyif alınabileceğini bilmiyoruz. İş yerinde güler yüzlü olmayı bir otorite sorunu olarak algılıyoruz. Hâlbuki gülerek, eğlenerek ama ciddiyeti de elden bırakmayarak harika işler çıkartılabilir.

Kişisel koçluklarda karşınıza sıklıkla çıkan problemler neler oluyor?
Kişisel koçluk meselesi benim için biraz netameli bir konu. Türkiye’de koçluk meselesi farklı algılanan ve yurt dışındaki örnekleriyle çok bağdaşmayan bir branş. Bu yüzden de kişisel koçluğu biraz arka plana attım. Ama yine de “Danışanlarınız en çok hangi konuda başvuruyor?” derseniz tam olarak “İlişkiler ” ve “Eyleme geçememe” diyebiliriz. Kişiler arası ilişki, özel ilişkiler, iş hayatlarındaki ast-üst ilişkileri, her tip ilişkiyi bu kapsamda sayabiliriz.

ABD’de örneklere baktığımızda birçok üst düzey yöneticinin, birçok sporcunun, politikacının, iş adamının koçluk aldığını görüyoruz. Biz bu yaklaşımdan uzakta kaldığımız için yurtdışıyla bağdaşmıyor. Danışmanlık ile koçluk da birbirine karıştırılıyor. Öncelikle söylemeliyim ki her ikisinin de psikoloji dalıyla hiçbir bağlantısı yoktur. Psikologlar ve psikatrlar, koç ve danışmanlardan pek haz almazlar. Hâlbuki bilinçli olan her danışman ve/veya koç, insan psikolojisi ile yani bir sonucun neden oluştuğu ile altında yatan nedenle veya patolojik sebepleri üzerinde durmaz. Danışman, koç ve mentörler bir sorunun geçmişindeki nedeni ile değil bugün ve geleceğinde nasıl bu sorunu çözebileceği üzerinde durur. Sırf bu ayrım ülkemizde ayırt edilmediği için, ICF ve AC koçluk formasyonum olmasına rağmen, ön plana çıkarmama kararı aldım.

“Geleneksel yönetim modellerinden uzaklaşamayarak yetki devredememek, liderlik konusunda önlerindeki en büyük engellerden sadece biri.

Türkiye’yi liderlik, yönetim konusunda nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye aslında liderlik konusunda çok şanslı çıkmış yola. Mustafa Kemal Atatürk gibi bir ülkenin başına belki de bir asırda (bir asırda bile gelmeyenler de var) gelmeyecek bir liderle çıkmış yola. Tabii bu ülke yönetimi ile ilgili ancak ülke lideri ile şirket lideri arasında ortak özellikler mevcuttur. İş dünyasında liderlik demek aslında vizyon sahibi olmak demek, kendi arkasından insanları sürükleyebilecek inancı insanlara aşılıyor olabilmek demek, inanılır olmak demek, işleri yeri geldiğinde yetkin insanlara delege etmek demek. Dolayısıyla bunu yapabilen insan sayısı Türkiye’de çok diyemeyeceğim. Olanlar da bugün en tanınan bilinen şirketleri yönetiyor zaten. Liderliğin ülkemizde kavramsal olarak çok kullanılıp ancak uygulamada geçerli olmadığının en büyük kanıtlarından birkaçını saymak gerekirse, açılan şirketlerin sadece %4’ünün 10 yıl ve üzerinde aktif şirket olarak devam ediyor olması, üçüncü nesil şirket hissedarlarının yönetimsel olarak başarı oranlarının çok düşük olması, üretimden çok yönetimsel sıkıntıların olması diyebiliriz. Geleneksel yönetim modellerinden uzaklaşamayarak yetki devredememeleri, liderlik konusunda önlerindeki en büyük engellerden sadece biri.

Çok kişinin hayatına dokunup değişimine etki ediyorsunuz. Kendi hayatınızı kontrol edebiliyor musunuz? Terzi kendi söküğünü dikebiliyor mu?

Bu böyle olmasa zaten başarılı olmanın çok zor olduğunu düşünüyorum. Önce kendime kanıtladığım süreçleri başkalarına aktarmam mümkün olabiliyor. Aksi olur muydu açıkçası bilemiyorum.
Bir yazınızda sorduğunuz bir soru var ben size bu soruyu sormak istiyorum. “Hayatınızın işçisi değil de CEO’su olsaydınız hangi radikal kararları alır ve uygulamaya koyardınız?”

Net bir cevabım var bu soruya. Profesyonel hayatımı çok daha erken bitirirdim ve şirketlere sağladığımız kanıtlanmış etkideki uygulamalarımızı çok daha erken hayata geçirmek isterdim.
“Kadın dünyada üremenin değil nitelikli üretimin de anahtarı”

TurkAz Magazine olarak, kadının ekonomiye katılmasını destekliyoruz. Siz “iş yaşamında kadın” için neler söyleyeceksiniz?

Türkiye’de, kadınlara 1930 yılında belediye seçimlerinde seçme ve seçilme, 1934 yılında ise genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkı tanındı. Bu hakların kabul edilmesi Fransa, İtalya ve Japonya gibi bugünün gelişmiş ülkelerinden önce gerçekleşti. Bugün ise, modern kriterler çerçevesinde gelinen seviye yeterli değil. Türkiye’de kadınların ekonomi ve siyaset dünyasındaki konumu ve katkısı oldukça sınırlı. Çünkü halen ataerkil yapımız sayesinde kadının üretimden çok tüketim rolü (aile içi kazanç değil harcama yetkisi) ağır basıyor.

Nüfusun neredeyse yarısını oluşturan kadınların istihdamdaki oranı ise sadece %25 seviyelerindedir. Tekstil sektöründe çalışan her iki kişiden neredeyse biri kadınken sermaye, teknoloji, ilaç, kimya, beyaz eşya ve otomotiv gibi sektörlerde kadınların varlığı oldukça azdır. Kadınlar tekstil sektöründe en fazla elişi, makine operatörlüğü, elle paketleme gibi yüksek beceri gerektirmeyen mesleki alanlarda çalışmaktadırlar. Devletin çalışan, ekonomiye üretimi ile katkıda bulunmaya eğilimi, becerisi olan kadınlarımıza çok daha fazla destek sağlaması gerekiyor. Bu da ancak eğitime verilecek yatırım, evde oturan ve sadece çocuk bakan kadınlarımızı çalışma ortamına çekecek pozitif ayrımcılıklı politikalarla olabileceğini düşünüyorum.

Çalışan ve çalışma hayatının dışında kalan kadınlara neler öneriyorsunuz?

Dünyada ekonomik olarak var olmanın tek şartı üretim. Tabi ki bilgi ekonomisi içerisindeki üretimden bahsediyorum. O yüzden de nitelikli kadın iş gücünün iş dünyasına katılması ve ciddi bir orana ulaşması gerekiyor. Kadın dünyada üremenin değil nitelikli üretimin de anahtarı aslında.
Hayata dair temel felsefeniz var mı?

Birden fazla sayabilirim sanırım. Hem özel hem iş yaşantımda ilkeli olmak, gerçekten çok çalışmak, öğrenmeye asla doymamak, cesur olmak ve risk almak.
Çalışma ortamınızda yanınızdan ayırmadığınız, vazgeçemediğiniz bir şeyiniz var mı?

Bilgisayarım olmazsa olmazım. Bunu zaten tahmin edebilirsiniz. Ama bir de tahmin edemeyeceğiniz bir obje var, o da kitabım. Eğitim aralarında da muhakkak bir kitap okuduğum için her an kitabım yanımdadır.
Sizi anlatan üç kelime…

Sonuç odaklı, açık sözlü ve maalesef bazen fazla hırslı.
Türkiye-Azerbaycan arasında köprü olmayı hedefliyoruz. Siz Türkiye-Azerbaycan dostluğu hakkında ne söyleyeceksiniz?

Bir buçuk yıl önce Bakü’de, Azerbaycan’ın en büyük GSM Operatör şirketinin yöneticilerine eğitim vermek için bulundum. Çok cana yakın, neşeli, içten, doğal, misafirperver ve çok mütevazı insanlar gerçekten. O kadar güzel vakit geçirdim ve kaynaşmıştık ki anlatamam. Tekrar çalışma imkânı bulduğumda koşa koşa gidebileceğim yerlerden birisi Azerbaycan.
Türkiye için Kıbrıs Yavru vatan ise Azerbaycan’da ‘kardeş ülke’dir. Türkiye’nin Azerbaycan’ı ilk bağımsız ülke olarak tanımasına rağmen bugün geldiğimiz noktada daha derin ticari ve kültürel ilişkilerimizin olması gerekirdi. İlişkilerimizi ve desteğimizin daha iyi olmasını diliyorum. Aynı dinden aynı kültürden gelen iki milletin ilerleyen zamanlarda bu açığı kapatacağını arzu ediyorum.

No Comments Yet

Comments are closed

Turkaz Magazine dijital dergi platformudur.
Hello. Add your message here.