GÜNEŞ ve CİLDİMİZ

Atiye Kadan – Eczacı

Ülkemiz, güneşli günlerin çok olduğu bir iklim kuşağındadır. Özellikle yaz ayları, sıcaklıkların yüksek olduğu ve güneşin olumlu ve olumsuz etkilerini tam anlamı ile hissettiğimiz zaman dilimleridir.

Güneş, insan sağlığı için birçok yararlı etkiye sahip bir yaşam kaynağı. Verdiği ışık ve enerji bir yana dünyadaki yaşamın var olma sebebi. Güneşe yediğimizi, içtiğimizi, neşemizi, sağlığımızı, kısacası hayatımızı borçluyuz ama bazen de korunmak zorundayız. Bu kadar güçlü bir enerji kaynağının fazla etkileri de bizi oldukça olumsuz etkileme gücüne sahip.

Güneş, hayatımızı sürdürebilmemiz için en önemli hayat kaynaklarımızdan biridir dedik. Bunun yanı sıra, psikolojik durumumuzu pozitif etkiler, vücudumuz için çok önemli olan vitamin D sentezinde rol alır, deride melanin yapımını uyarır, görme fonksiyonlarımız açısından önem taşır, antiseptik özelliği vardır. Yeryüzüne ulaşan ışık spektrumu, ultraviyole A, ultraviyole B, görünür ışınlar ve infrared ışınlar olarak gruplandırılabilir. Dünyaya ulaşan bu ışınlardan %99’u görünür ve infrared (kızıl ötesi) ışınlar, %1’i ise ultraviyole ışınlardır. Güneşe bağlı olarak cildimizde oluşan hasarın büyük kısmı ultraviyole ışınlardan kaynaklanmaktadır. Ultraviyole ışınları dalga boylarına göre üç gruba ayrılırlar. Bunlar; Ultraviyole A, Ultraviyole B ve Ultraviyole C ışınlarıdır.

UVC ışınları, dalga boyları 200-290 nm arasındadır, atmosferde ozon tabakasında tutulurlar ve yeryüzüne ulaşamazlar. Kanserojen etkileri çok kuvvetlidir. Sterilizasyon amaçlı olarak bazı özel yerlerde kullanılmaktadır.

UVB ışınları, dalga boyları 290-320 nm arasındadır, büyük kısmı ozon tabakasında ve oksijen tabakalarında absorbe edilir. Yeryüzüne ulaşan ultraviyole ışınların %5’lik kısmını oluşturur. Son yıllarda ozon tabakasının incelmesi sonucunda bu oran artmıştır. Güneşe maruz kalma sonucu oluşan kızarıklık ve yanık UVB ışınlarından kaynaklanır. Kalıcı pigmentasyona (lekelenmeye) neden olur. Cilt yaşlanması ve cilt kanseri oluşumunda büyük etkisi vardır. Vücudumuzdaki D vitamini sentezi UVB ışınları tarafından başlatılır. UVB ışınları normal pencere camından geçmez. Güneş yanığı, cilt yaşlanması ve cilt kanseri oluşturma riskinden dolayı, güneşten koruyucu ürünlerin içinde hedef alınan ışık spektrumu UVB’dir. Yıllık olarak vücudumuza aldığımız UVB ışınlarının %72’sini yaz aylarında alırız. UVB ışınlarının yoğunluğu, yaz aylarında gün ortası saatlerde yüksektir. Bu nedenle, UVB ışınlarından korunmak için, yoğun olduğu saatlerde yani 10.00-16.00 arasında güneşten sakınmak gerekir.

UVA ışınları, dalga boyları 320-400 nm arasındadır. Yeryüzüne ulaşan ultraviyole ışınlarının %95’ini oluşturur. UVA ışınları görünür ışığa en yakın dalga boyuna sahip ultraviyole grubu ışınlardır. Pencere camından geçer. Ciltte duyarlılık reaksiyonlarını arttırıcı etki yapabilir (fotoallerjik reaksiyonlar gibi). UVA ışınları cilt kanserini tetikleyici etkiye de sahiptir. Fotoyaşlanmanın dermal değişikliklerine neden olur. Yani ciltte dermis tabakasına kadar absorbe olarak, bu bölgede bulunan kolagen liflerin bozulmasına, elastik lif düzensizliğine ve fonksiyon kaybına yol açar. UVA ışınlarının yoğunluğu gün içinde ve yıl içinde sabittir. Bu açıdan etkileri devamlılık gösterir.

Son yıllarda küresel ısınmaya bağlı olarak mevsimlerde değişiklikler oluşmuş, sıcaklık artışları ve güneşin olumsuz etkilerindeki artışlar daha yoğun gözlemlenmeye ve hissedilmeye başlamıştır. Kontrolsüz güneş temaslarında vücudumuzda olumsuz etkilere neden olan ışınlar, güneşin ultraviyole ışınlarıdır. En yaygın olumsuz güneş etkisi, güneş yanıklarıdır. Güneş yanıklarına UVB ışınları neden olur. UVB ışınları UVA ışınlarına oranla 1000 kat daha fazla kızarıklık oluşturur. Bu durum, özellikle yaz aylarında ve gün ortası saatlerde yoğun güneşe maruz kalma ile çok daha sık gözlemlenir. Güneş yanıkları özellikle açık tenli insanlarda, fizyolojik olarak güneş toleransı düşük olan kişilerde daha sık oluşur. UVB ışınları etkisi ile ciltte oluşan kızarıklıklar sadece deniz kenarlarında değil, karlı ve kumlu bölgelerde de görülür. Güneş yanıklarında kızarıklıklar genellikle güneşe maruz kalınmasından 4-6 saat içinde belirmeye başlar, 24 saat içinde en şiddetli şeklini alır. Kızarıklığa zaman zaman su dolu kesecikler de eşlik edebilir. Derinin rengi, güneşte kalınan zamana ve süreye bağlı olarak değişir. Güneşe maruz kalınma sırasında yoğun bir sıcaktan etkilenme de söz konusu ise, kızarıklıklara sıcak çarpması belirtileri de eklenebilir. Güneş çarpması ve yanık tedavisinde lokal soğuk uygulaması yararlı olabilir. Ciltteki kızarıklıklar için rahatlatıcı krem ve losyonlar kullanılabilir. Güneş yanığı bölgesinde su dolu kesecikler var ise mutlaka doktora başvurulması gerekir.

Artan Benlere Dikkat!


Güneşin bir diğer olumsuz etkisi fotoyaşlanmadır. Deride görülen değişikliklerin %90’ından fazlası güneş hasarından kaynaklanır. Vücudumuz ile ilgili iki tip yaşlanmadan bahsedebiliriz. Bunlardan biri, yaşın ilerlemesi ile birlikte iç etkenlere bağlı olarak gözlemlenen intrensek yaşlanma, diğeri güneşin hasarına bağlı ortaya çıkan fotoyaşlanma yani ekstrensek yaşlanmadır. İntrensek yaşlanmada, yaşlanma etkileri yaşın ilerlemesi ile birlikte tüm deride gözlemlenirken, ekstrensek yaşlanma etkileri güneş ile temasın derecesine ve yoğunluğuna bağlı olarak herhangi bir yaşta ortaya çıkabilir. İnterensek yaşlanmada deri incedir, ince çizgiler oluşmuştur, kolajen ve elastin liflerdeki hasara bağlı olarak elastikiyet kaybı söz konusudur. Yaşın ilerlemesine bağlı yağ ve ter bezlerinin çalışması yavaşlamış ve ciltte kuruluk oluşmuştur. Ekstrensek yaşlanmada ise cilt kalın görünümlüdür, rengi sarımtıraktır, esnekliği kaybolmuştur, kaba ve derin kırışıklıklar oluşmuştur. Güneş hasarına bağlı olarak lekelenmeler ve talenjektazi (kırmızı ben şeklindeki lekeler) mevcuttur. Yine güneş maruziyeti ve bunun sonucu görülen hasarlardan en önemlileri benlerin artması ve cilt kanseridir. Cilt kanserleri görülme oranı son yıllarda çok artmıştır. Bunun en önemli nedenlerinden biri ozon tabakasındaki incelme ve bronzlaşma amacı ile uzun süreli güneş temasıdır. Açık tenli kişiler, çilli ve çok sayıda beni olanlar, çocukken çok fazla güneşte kalanlar (özellikle çocukken güneş yanığı geçirenler), bronzlaşma amacı ile uzun süre güneş altında kalanlar, kendisi ve ailesinde cilt kanseri olanlar, güneşin yoğun olduğu yerlerde uzun sürelerle çalışanlar, solaryuma girenler cilt kanseri açısından risk altında olan kişilerdir.

Güneş ile yoğun temas sonrasında ciltteki bağışıklık sisteminde bir baskılanma söz konusu olabilir. Bağışıklık sistemindeki bu baskılanma açık tenli bireylerde koyu tenli bireylere oranla daha fazla görülür. Bazı infeksiyonlar bu baskılanma sonucunda daha fazla ortaya çıkabilir. Uçuk infeksiyonlarını buna örnek verebiliriz.

Peki, bizim için hayat kaynağı olan güneşin zararlı etkilerinden korunmak için neler yapabiliriz?

Güneşin zararlı etkisine sebep olan UV ışınları, hücre DNA’sında hasar oluşumuna neden olur. Güneşten korunmak için UVB ışınlarının yeryüzüne en yoğun ulaştığı saatlerde güneş altında bulunmaktan kaçınmak gerekir. Unutulmaması gereken başka bir ayrıntı da, gölge ve bulutlu havanın UVB ışınlarından bizi koruyamayacağıdır. Bulut yeryüzüne ulaşan UV miktarını sadece %30-%50 oranında azaltabilir. Güneş ışığını yansıtan yüzeylerin bulunduğu yerlerdeki UV hasarının da daha yüksek olduğuna dikkat etmek gerekir. UV ışınları her 1000 metre yükseklikte yoğunluk olarak %10-%12 oranında artar. Bu sebepledir ki, karlı alanlarda çalışanların, kayak sporu yapanların ve denizden yüksek bölgelerde yaşayanların da yüksek UVB maruziyetine karşı ekstra korunması gerekir. Güneşin yoğun olduğu saatlerde mutlaka dışarıda olunması gerekiyor ise, vücudu mümkün olduğunca kapatan kıyafetler seçmek, koyu renkli giysilerden kaçınmak, şapka veya şemsiye kullanmayı alışkanlık edinmek, güneş gözlüğü kullanmak gerekir. UV ışınlarından korunmanın en iyi yöntemi, mümkün olduğunca güneşten kaçınmaktır ama bunun mümkün olmadığı durumlarda güneş koruyucu ürünler kullanılabilir.

Güneş koruyucu ürünler kullanılırken diğer koruma yöntemlerinden de faydalanılmalıdır. Güneş koruyucu kremlere baktığımızda, koruma yöntemlerinin içerdikleri filtrelerle sağlandığını görüyoruz. Bunlar fiziksel ve kimyasal filtrelerdir. Kullanılacak koruyucu ürünlerin güneşin hem UVA hem de UVB ışınlarına karşı korumak amacı ile hazırlanmış olması gerekir. Güneşten koruma faktörü (Sun Protect Factor =SPF) UVB ışınlarına karşı koruma düzeyini gösteren değerdir. SPF değerinin çok yüksek olması ürünün %100 koruduğu anlamına gelmez. Çocuklar, yaşlılar ve güneş hassasiyeti yüksek olan kişilerin en az SPF 30 güneş koruyucu ürün kullanmaları gerekir. Kullanılan ürünlerdeki fiziksel koruyucular çinko oksit ve titanyum dioksittir. Fiziksel filtreler, kimyasal filtrelere göre daha iyi koruma sağlarlar ama uygulanan bölgede beyaz bir görünüm bıraktıkları için kozmetik olarak daha az tercih edilirler.

Antioksidan İçeren Güneş Koruyucuları DNA Hasarlarını Tamir Ediyor

Son yıllarda gelişen teknolojilere bağlı olarak güneş koruma ürünleri de oldukça gelişmiş içeriklerle hazırlanmaktadır ve aranılan özelliklere göre pek çok çeşit bulunmaktadır. İdeal bir güneş koruyucu ürün, UV ışınlarının tüm spektrumlarına karşı korumada etkili olmalıdır. Antioksidan maddelerin güneş koruyuculara eklenmesi, oluşan DNA hasarının tamirinde de etkili olabilmektedir. Ürünler özellik olarak, hızlı emilen, kuru bir his veren, minerallerle zenginleştirilmiş formülleri sayesinde günlük kullanıma da uygun hale getirilmişlerdir. Yeni teknoloji ile üretilen koruyucu ürünler, cildi güneşin zararlı etkilerine karşı korurken bir yandan da ince çizgi, kırışıklık ve koyu lekeleri de önlemeye yardımcı olmaktadır. Suya, kuma ve tere dayanıklıdırlar. Kullanılan özel teknolojilerle akneye eğilimli ciltler, karma ciltler ya da yağlı ciltler gibi ayırımlara cevap verebilen ürünler, cildi korurken yağlanmaya da neden olmazlar.


Bebeklerde ve çocuklarda kullanılan güneş koruyucu ürünlerde, kimyasal filtre içermeyen mineral filtreler tercih edilmelidir. Bu filtreler ciltte olası hassasiyet riskini azaltmakta, yüksek koruma sağlamakta, hassas ve atopiye meyilli ciltlerde de kullanılabilmektedir. Bebek ve çocuklar için hazırlanmış güneş koruyucu ürünlerin, alkol, parfüm ve paraben içermemesi gerekir.

Güneş sonrasında kullanılan ürünler, güneşin ciltte oluşturduğu hassasiyet ve hasarı onarmaya yardımcı olmaktadır. Güneş sonrası ürünler, yapılarındaki antioksidan özellikli doğal içerikleri ile cildi nemlendirir, onarır, derinlemesine nüfuz ederek beslerler. Yatıştırıcı etkileri vardır, cilt hücrelerini korur, cildi derinlemesine nemlendirerek erken yaşlanma riskini azaltırlar.

“Güneş girmeyen eve doktor girer.” atasözümüzden yola çıkarak güneşin hayatımızdaki önemini bir kez daha vurgulamak istiyorum. Ama her şeyde olduğu gibi güneşe maruz kalma durumunda da her şeyin fazlası zarar. Zorunlu olmanın dışında güneşte uzun saatler kalınmamasını, kalma zorunluluğu var ise de mutlaka koruyucu bir önlem alınmasını tavsiye ediyorum. Size en uygun ürün için eczacınıza danışabilirsiniz.
Güneşli ve sağlıklı günler dilerim…

No Comments Yet

Comments are closed

Turkaz Magazine dijital dergi platformudur.
Hello. Add your message here.