İsimlerin Markalaşması

“Unutma ki Şairleri haykırmayan bir millet, sevenlerini kaybetmiş öksüz bir çocuk gibidir. “

Yegane Guliyeva-Turkazmagazine Genel Yayın Yönetmeni (sağda)

Şairlerimiz, yazarlarımız en büyük servetimizdir. Tarihine, edebiyatına ve medeniyetine sahip çıkmayan halk yenilir. Önce kendi unutur sonra dünya unutur. Edebiyat, o halkın ne kadar derin medeniyeti ve ne kadar geniş yüreği olduğunun sembolüdür.

Azerbaycan’ın da bu anlamda  çok büyük şairleri, yazarları, edebiyatçıları vardır. Zaman markalaşmak zamanıysa önce onlardan başlamalıyız. Bu derin servetimize sahip çıkmalıyız çünkü bu görev her bir vatandaşın ulvi görevlerinden biridir. Öğrenelim, öğretelim ve dünyaya duyuralım.

Azerbaycan şairi denilince akla bir çok isim geliyor ama bunlardan öyle biri var ki öyle derin öyle manalı ki… İster derin edebiyat densin isterse de toplumu terbiye densin… Ama beni en çok topluma verdiği mesajlar etkiliyor. Bu önemli şahsiyet, unutulmayan şair Hüseyin Cavit’dir.

Türk dünyasına gönül veren Hüseyin Cavit, şiirlerini Türkçe’ye en yakın yazan şairlerden biri olmuştur. Hüseyin Cavit denince akla birçok eseri gelir ama benim ilk aklıma gelen şiiri, daha çocukluk yıllarımda öğrendiğim “Kız Mektebinde” şiiridir.

– Kızım Yavrum adın nedir?

– Gülbahar .

– Peki, senin anan, baban var mı?

– Var.

– Nasıl, zengin mi baban?

– Evet, zengin beyzade.

– Öyle ise giydiğin elbise niçin böyle sade ?

– Yok mu senin incilerin, altın bileziklerin ? Söyle yavrum hiç sıkılma .

– Var efendim, var. Lakin öğretmenim her gün söyler, onların yok kıymeti. Bir kızın ancak bilgisidir, temizliktir ziyneti.

– Çok doğru söz .

– Bu dünyada senin en çok sevdiğin kimdir?

– En çok sevdiğim ilkin o Allah ki, yeri göğü yaratır.

– Sonra kimler?

– Sonra onun gönderdiği elçiler

– Başka sevdiklerin yok mu?

– Var efendim. Anam , babam, öğretmenim bir de bütün insanlar.  (H.CAVİT)

Bu mısralar küçük yaşımızda bize çok şey öğretti. Bu zamanın şiiri olmalı diye düşünüyorum. Her çocuğun bilmesi gereken bir şiir. Zaman öyle farklı bir zaman ki çocukların da yetişkinlerin de farkında olmadan bir “zenginlik” sevdası içinde yaşadıklarını görüyoruz. Zenginlik nedir? Takılan pırlantalar mı, çocukların her istediklerine sahip olmaları mı ? Hepimiz için en büyük zenginlik nedir? İşte bu soruların cevabı bu mısralarda yazıyor. Bu şiir bir terbiye kılavuzudur. Elbette Hüseyin Cavit gibi büyük bir şair her yazdığı şiirle bizlere çok şey öğrettiği gibi, sanki her şiirini bu zamanı düşünerek yazıldığını da düşünmemek elde değil. Günümüze o kadar uygun ki şiirler okuduğunuz zaman hayretler içinde günümüz sıkıntıları ve insanları gözünüzden film şeridi olarak geçecektir.

Yazdığım  bu  mısralar  benim çocukluk yıllarımdan bana örnek olan bir şiirdir. Ama her şiiri ayrı bir anlam yüklü.

Hüseyin Cavit (1882 -1941) Nahçivan’da doğmuş, eğitimini önce Tebriz’de ve daha sonra da İstanbul Üniversitesi’nde devam ettirmiştir. Türkçe ve Farsça şiirler yazan şair, Sovyet dönemi rejimi aleyhine yazılar yazdığı için Sibirya’ya sürgün edilmiş ve maalesef vatan toprağından uzakta esir kampında vefat etmiştir. Doğumunun 100. Yıl dönümünde, Azerbaycan’ın ulu önderi Haydar Aliyev’in kararıyla Cavid’in mezarını tespit ederek naaşı Nahçivan’a getirildi. Ve adına bir anıt yapıldı. Böylesine değerli isimlerin ve şairlerin yaşatılması gerekmektedir. Ne mutlu ki bizlere, devlet büyüklerimizin de önem ve değer verdiği konulardır bunlar.

Bu günlerde duyduğum bir haberle çok heyecanlandım. Çünkü Hüseyin Cavid’in en önemli eselerinden biri olan “İBLİS” İstanbul’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosunda sahneye koyuluyor. Yönetmenliğini hepimizin yakından tanıdığı bir oyuncumuz Melahat Abbasova yapmaktadır. Tiyatro kadrosuyla yakından tanışma fırsatım oldu ve onlarla konuşurken bir kez daha heyecanlandım. Her biri eseri okumuş, ezberlemiş ve rollerini iyi benimsemek için öyle konulara girip, öyle sorular soruyorlardı ki birbirlerini resmen “İBLİS” yağmuruna tutmuşlardı. Ve bu durum o kadar çok hoşuma gitti ki kendimi onlarla fikir alışverişi yaparken buldum. Sanki sahnede ben de olacakmışım heyecanıyla oradan ayrılmak istemedim. Melahat hanımın samimi ve hoş sohbeti beni daha da mutlu etti. Azerbaycan’ı Türkiye’de başarıyla temsil eden önce bir vatandaşımız olarak sonra da bir sanatçımız olarak kendisine teşekkür ediyorum. Böyle önemli bir görevi üstlendiği için de hepimizin bu proje içinde yer alması ve desteklememiz gerektiğini düşünüyorum. Ülkemizi, kültürümüzü unutmayalım ve böylesine önemli hayatımıza yön veren yazarlarımızı tanıtalım ve markalaştıralım.

– Yegane Guliyeva

No Comments Yet

Comments are closed

Turkaz Magazine dijital dergi platformudur.
Hello. Add your message here.