Sağlıklı, fit, güzel ve kusursuz görünmek tüm kadınların ortak arzusu

Atiye Kadan – Eczacı

Yaz tatilinin ve özellikle deniz ve havuz sezonunun açılışı ile birlikte fazla kilolar, varis problemleri, cilt lekeleri, cilt çatlakları ve önemli bir diğer sorun selülit, kâbusumuz olmaya başladı. Yapısal farklılıklar ve hormonların etkisine bağlı olarak kadınlarda daha fazla görülen selülit, sadece kadınlara ait bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Kadınların neredeyse %90-98’i selülit sorununa sahip. Yani 10 kadından 8’i selülit görünümünü vücudunun karın, üst kol, kalça ve özellikle üst bacak bölgelerinden biri veya birkaçında hayatının bir döneminde mutlaka yaşıyor.

Erkeklerde selülit sorununun daha az, kadınlarda ise daha yoğun olması yapısal farklılıklarından kaynaklanıyor. Erkeklerin bağ dokularının, cildin dermis tabakasında düzgün bir uzantı şeklinde olması, kadınlarda bu düzenli uzantıların yerine eğimli yapının varlığı, erkeklerde östrojen hormonunun azlığı ve yine erkeklerde deri kalınlığı ve elastikiyetinin fazla olması selülit oluşumunun kadın erkek arasındaki farklılıklarının nedenleri olarak karşımıza çıkıyor.

Selüliti açıklarken bu soruna sebep olan yağ dokusundan bahsetmek gerekir. Yağ dokusu (adipoz doku), yağ hücrelerinin (adiposit) sayıca daha yoğun oldukları özel bir bağ dokusudur. Adipositler, yağ dokusu içerisinde tek başlarına ya da küçük veya büyük öbekler halinde bulunabilirler. Yağ hücreleri arasında vücudun anatomik bölgelerine göre değişen, sıkı ya da gevşek bir bağ dokusu da söz konusudur. Bu bağ dokusunu fibroblast hücreler, fibröz bağlar, kan damarları, lenf kanalları ve sinirler oluşturur. Erkeklerde yağ dokusu toplam vücut ağırlığının %15-20’si, normal ağırlıktaki kadınlarda vücut ağırlığının %20-25’idir. Yağ dokusu bu anlamda vücudu oluşturan organların en büyüklerindendir diyebiliriz. Bu oran yaşa bağlı olarak değişiklikler gösterir. Vücuttaki yağ dokusunun %50’si cilt altındaki hipodermiste (cilt altı yağ dokusu), %10-15’i karın içerisinde, %5-8’i kaslarda, %12’si böbrek çevresinde, %15-20’si ise üreme organları etrafında, kemik iliğinde, meme dokusunda bulunmaktadır.

Vücutta yağ oranının artmasına şişmanlık (obesite) denilmektedir. Bu noktadaki en önemli ayrıntı, selülit sadece şişman kadınların bir sorunu değildir, zayıf kadınlarda da görülmektedir. Obezite yağ hücrelerinin aşırı çalışmasına bağlı olarak ortaya çıkarken, selülit cildin dermis tabakasındaki yağ hücrelerinde yapısal değişikliklerin oluşması ve dolaşım sisteminde meydana gelen aksaklıklar sonucu ortaya çıkmaktadır. Selülit sorununda, deri altı yağ hücre gruplar ı(adipositler) aşırı şekilde gelişir, buna bağlı olarak kan ve lenfatik sistem dolaşımı bozulur, bozulan dolaşıma bağlı olarak cilt altında sıvı birikir, cildin dermis tabakasındaki bağ dokusunda beslenme bozuklukları ve buna bağlı çökmeler görülür. Bu çökmeler sonucunda da halk arasında “portakal kabuğu görünümü” adı verilen görüntü ortaya çıkar. Selülite bağlı yağ dokusunda birikimin artması, kas ve eklem fonksiyonlarında azalmaya, sırt ve bel ağrılarına, çabuk yorulmaya, varislere, cilt deformasyonlarına, dokularda sarkmalara ve cilt çatlaklarına neden olur ki bu kişinin psiko-sosyal bozukluğuna da yol açar. Kısaca selülit, kozmetik bir problem olmaktan çıkar ve hastalık algısını oluşturur.

Selülit sorunun oluşması pek çok faktöre bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bunları sıralarsak;
• Genetik faktörler
• Hormonal değişiklikler
• Yanlış beslenme
• Yaşam biçimi
• Hormon içeren ilaç kullanımı
• Kabızlık, hipotroid, kötü karaciğer fonksiyonu ve sinirsel düzensizlikler
• Damar yetmezliği
• Hamilelik
• Sigara ve alkol kullanımı
• Çok dar kıyafetler
Selülitin farklı aşamaları vardır ve klinik değerlendirmeler bu aşamalara göre yapılır. Bunlar:

Aşama 1: Selülitler başlangıçta yumuşak doku özelliğindedir. Bu selülitlere soft selülit denir. Ayakta ve yatarken cilt düzgün görünür. Cilt sıkıştırıldığında çukurlar ortaya çıkar. Tedavisi en kolay olan aşamadır. Evde krem ve masajlarla hafifleyebilir.
Aşama 2: Zaman içerisinde selülitlerin daha da yoğunlaşarak yer yer sertliklere dönüştüğü aşamadır. Cilde üzerinden dokunulduğunda bu sertlikler hissedilebilir. Bu selülitlere nodüler selülit denir. Ayakta serbest duruşta portakal kabuğu görünümü vardır. Tedavi edilebilen selülitlerdir ama klinik destek gerektirirler.
Aşama 3: Selülitlerin daha da artışına bağlı olarak ciltte hissedilen sertliklerin yaygınlaşması ve dokunulduğunda daha da sert hissedildiği aşamadır. Bu çok sert selülitlere fibröz selülit denir. Yatarken ya da ayakta her pozisyonda portakal kabuğu görünümü vardır. Bu aşamada nodüllerin sinirler üzerine oluşturduğu bası nedeni ile ağrı oluşabilir. Tedavisi mümkün olmayabilir ya da oldukça yavaştır.

Selülit oluşumunun engellenmesi ve oluşmuş selülit dokusunun giderilmesinde, spor yapmak, sağlıklı beslenmek ve dışarıdan yapılan masaj uygulamaları önem taşır. Selülit tedavisinde, cilt altındaki yağ dokusunun azaltılması kadar, selülite sebep olan durumun da ortadan kaldırılması gereklidir. Selülit oluşumunda pek çok neden bir arada bulunabilir. Bu sebeple selülitle savaşırken birkaç farklı metodun bir arada uygulanması gerekir. Tek başına diyet uygulamalarında, yağ dokusunun azalmasına bağlı olarak selülit görüntüsü azalabilir ama tamamen kaybolmaz. Sadece masaj uygulamalarında da aynı durum söz konusudur, masaj ne kadar etkili olursa olsun direk olarak zayıflatıcı yani yağ yakıcı olamaz.

Zaman zaman selülitin cerrahi yöntemle yok edilebildiği varsayımları ortaya çıkmakla birlikte, cerrahi zayıflama anlamına gelen Liposuction yöntemi ile selülit sorunu çözülememektedir. Bu yöntem cildin daha alt tabakalarında bulunan depolanmış yağın uzaklaştırılmasını hedefler. Oysa selülit, cildin hemen altında oluşan yağ birikimidir. Selülit tedavisinde en etkin sonuca ulaşabilmek için spor, sağlıklı beslenme, doğru yaşam biçimi ve dışarıdan uygulanan masaj yöntemlerinin (external terapiler) birlikte yol alması gerekir. Bu şekilde uygulanan tedavi yöntemleri ile azalmış kan dolaşımı uyarılır, hücreler arası yağ ve sıvı birikimi azaltılır, sağlıklı lenf dolaşımına bağlı olarak yağ hücreleri parçalanabilir. Masaj, sporla bile yok edilemeyen selülit dokusunun giderilmesine yardım eder, cildi sıkılaştırır, bölgesel incelmeyi sağlar.

Selülit oluşumunun engellenmesi ya da oluşmuş selülitlerin yok edilmesinde kullanılan diğer yöntemleri sıralamamız gerekirse;
• Sauna ile kan dolaşımını hızlandırmak ve uygulanan topikallerin etkisini arttırmak
• Slim-Up yöntemi, infrared ışınları ile kan dolaşımının hızlandırılması ve dokularda birikimin engellenmesi
• Yosunlu vücut sargılarının uygulanması
• Elektroterapi yöntemleri
• Basınç terapi yöntemleri
• Elektrolipoliz yöntemi
• Ultraschall (Ultrasound) yöntemi
• Ozon terapi
• Iontoforez
• Akupunktur
• Lazer tedavi
• Enzim tedavi
• Liposuction
• Karboksi terapi
• Vakum terapi
• Mezoterapi

Sonuç olarak, selülit oluşumunu önlemek, oluşmuş selüliti gidermekten hem daha kolay hem de daha ucuzdur. Bu aşamada en önemli nokta doğru yeme içme alışkanlıklarıdır. Yağ dokusunun yıkılmasını hızlandırıcı yiyecekler selülit diyetlerinde büyük önem taşır. Yağ birikimini engellemenin en etkin yollarından biri vücudun insülin tepkisini minimize etmektir. Bu günlük alınan karbonhidrat miktarını azaltmak anlamına gelir. Buradaki önemli ayrıntı vücuda giren karbonhidratın kontrolü ve kaliteli karbonhidrat tüketimidir. Yüksek besleyici kompleks karbonhidratlar, selülitin çözümlenmesinde en büyük yardımcıdır.

Kaçınılması gereken, basit şeker ve rafine edilmiş karbonhidrat tüketimi olmalıdır. Kompleks karbonhidratların proteinler ya da sağlıklı yağ grubu besinlerle birlikte tüketilmesi, sindirimi yavaşlatır ve insülin salgısını sınırlandırır. Etkili bir yağ yakımı için beslenme programına kahve ve yeşil çay ilave edilmelidir. Çay ve kahve metabolizma hızlandırıcı etki eder.
Selülit oluşumunda cilt altı bağ dokusunda yaşanan kırılma ve bozulmalar cilde esnekliğini veren kollajenlerin azalmasına neden olmaktadır. Bu yıkımı durdurucu veya azaltıcı gıdaların tüketilmesi de selülit oluşumunu azaltacaktır. Soya içeren gıdalar, yapısında biflavonoid bulunan besinler (üzüm çekirdeği, toz kakao, kırmızı şarap vb.), C vitamin içeren besinler ve jelatin kollajen yapısının korunmasını sağlar. Kan dolaşımını hızlandıran besinlerden brokoli, muz, ıspanak, lahana, yumurta, limon, yoğurt, ananas, domates, zencefil, kereviz, kuşkonmaz, yağlı balık, keten tohumunu sıkça tüketmek selülit oluşumunu yavaşlatacak bir etki yaratır.

Selülit oluşmasını engellemede ve oluşan selülit dokusunu gidermede en etkin olan bir diğer unsur bol su tüketimidir. Günde en az 8-10 bardak su içilmesi hem genel sağlığımız açısından hem de savaştığımız selülitlerden kurtulmak açısından çok önem taşır. Selülit oluşumunda ve belirginleşmesinde etkin olan toksinlerin vücuttan atılabilmesi için hücrelerin bol su ile yıkanması gereklidir. Su yağ tabakalarının arasına saklanan toksinlerin atılmasına yardımcı olurken aynı zamanda cildin daha gergin görünmesini sağlar. Doğal bir antioksidan olan su, vücudumuzun genel sağlığı açısından çok önemlidir.

Genel sağlığımızı korumak için kendimize göstereceğimiz özen, yediğimiz besinlerden, yaşama şeklimizden, su tüketimimizden, spor yapmamızdan, ruhsal sağlığımızdan ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmamızdan geçiyor. Bunlar hem içsel sağlığımızı koruyor hem de vücudumuzun dışındaki görsel sağlığımızı destekliyor. Sağlıklı yaşam sağlıklı görüntüyü de beraberinde bize sunuyor. Yapmamız gereken “benim için en sağlıklı olan” mottosunu hayatımıza alıp, ona uygun hareket etmek…

No Comments Yet

Comments are closed

Turkaz Magazine dijital dergi platformudur.
Hello. Add your message here.